1. Sınıfa Giden Çocuğum Okumayı Öğrenemedi, Ne Yapmalıyım?

1. Sınıfa Giden Çocuğum Okumayı Öğrenemedi, Ne Yapmalıyım?

Birinci sınıfa başlayan çocukların velilerinden en sık duyduğum sorulardan biri şudur:

“Öğretmenim, sınıftaki diğer çocuklar okumaya geçti ama bizimki hâlâ okuyamıyor. Ne yapmalıyız?”

35 yıllık öğretmenlik hayatım boyunca bu kaygıyı taşıyan çok sayıda anne ve babayla karşılaştım. Öncelikle şunu söylemek isterim: Çocukların okumayı aynı gün, aynı hafta, hatta aynı ay içerisinde öğrenmesini beklemek doğru değildir.

Aynı sınıfta eğitim gören çocukların yaşları birbirine yakın olabilir ama gelişimleri, hazır bulunuşlukları, dikkat süreleri, kelime dağarcıkları ve öğrenme hızları aynı değildir.

Bir çocuk birkaç çalışmadan sonra öğrendiği sesi hemen birleştirirken başka bir çocuk aynı beceriyi kazanmak için çok daha fazla tekrar yapmak zorunda kalabilir.

Burada önemli olan çocuğu sınıftaki arkadaşlarıyla yarıştırmak değil, neden zorlandığını doğru anlamaktır.

Her çocuk aynı zamanda okumaya geçmek zorunda mı?

Hayır.

Öğretmenlik yıllarımda aynı sınıfta çok farklı öğrenme hızlarına sahip öğrenciler gördüm. Bazı çocuklar okuma-yazma çalışmalarının daha ilk dönemlerinde hızlı ilerler. Bazılarında ise süreç daha yavaş işler.

Velinin en sık yaptığı hatalardan biri çocuğunu başka çocuklarla karşılaştırmaktır.

“Bak, arkadaşın okumaya geçmiş.”

“Kuzenin senden küçük ama senden güzel okuyor.”

“Sınıfta bir tek sen mi kaldın?”

Bu tür cümleler çoğu zaman çocuğu hızlandırmaz. Tam tersine, okumayı çocuk için başarısızlık duygusuyla ilişkilendirebilir.

Çocuk bir süre sonra kitap açarken bile gerilmeye başlayabilir.

Benim için önemli olan “Sınıfta kaç kişi okumaya geçti?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Bu çocuk geçen aya göre nerede?

Bir ay önce iki sesi birleştiremeyen çocuk bugün hece oluşturabiliyorsa ilerleme vardır. Kelimeleri çok yavaş da olsa çözmeye başladıysa ilerleme vardır.

Çocuğun gelişimini önce kendi içerisinde değerlendirmek gerekir.

Çocuk harfleri biliyor ama neden okuyamıyor?

Veliler bazen şöyle söyler:

“Bütün harfleri biliyor ama bir türlü okuyamıyor.”

Aslında harfi veya sesi tanımak ile okumak aynı beceri değildir.

Çocuk sesleri tek tek söyleyebilir ancak bunları bir araya getirmekte zorlanabilir.

Örneğin sesleri ayrı ayrı tanıdığı hâlde bir heceyi oluştururken duruyor, yeniden başlıyor veya sürekli yetişkinden yardım bekliyorsa sorun harfi bilmemesi değildir.

Burada sesleri birleştirme becerisinin üzerinde çalışılması gerekebilir.

Bazı çocuklarda da tam tersi görülür. Çocuk belirli kelimeleri çok güzel okuyormuş gibi görünür. Fakat kelimenin içindeki bir harf değiştiğinde okuyamaz.

Çünkü kelimeyi okumayı değil, görüntüsünü ezberlemiştir.

Bu nedenle yalnızca “okudu mu, okuyamadı mı?” diye bakmak yeterli değildir.

Çocuğun nasıl okuduğuna bakmak gerekir.

Sürekli heceleyerek okuyorsa ne yapmalıyız?

Okumayı yeni öğrenen bir çocuğun başlangıçta hecelemesi son derece doğaldır.

Problem, zaman geçmesine rağmen çocuğun her kelimede aynı noktada kalmasıdır.

Örneğin çocuk:

“a-ra-ba”

diye okuyup ardından “araba” diyorsa bu, okuma öğrenme sürecinin bir aşamasıdır.

Zamanla sık karşılaştığı heceleri ve kelimeleri daha hızlı tanımaya başlaması beklenir.

Bu noktada çocuğu sürekli:

“Hadi hızlı oku!”

diye uyarmayı doğru bulmuyorum.

Çünkü okumayı yeni öğrenen çocuk aynı anda harfi tanımaya, sesi hatırlamaya, sesleri birleştirmeye, kelimeyi oluşturmaya ve anlamlandırmaya çalışıyor.

Bütün bunların üzerine bir de hız baskısı eklendiğinde çocuk daha fazla hata yapabilir.

Önceliğimiz önce doğru okumak, ardından akıcı okumak, en önemlisi de okuduğunu anlamak olmalıdır.

Evde saatlerce okuma yaptırmak çözüm mü?

Çoğu zaman hayır.

Birinci sınıf öğrencisini masaya oturtup uzun süre okuma yaptırmanın mutlaka daha hızlı sonuç vereceği düşünülüyor.

Ben kısa ama düzenli çalışmaları daha değerli buluyorum.

Çocuk yorulduktan sonra yapılan çalışmanın verimi ciddi biçimde düşebilir. Hatta okuma çalışması çocuk ile anne-baba arasında günlük bir mücadeleye dönüşebilir.

“Bir sayfa daha.”

“Hayır, okumayacağım.”

“Ödevin bitmedi.”

“Ben yapamıyorum.”

Bir süre sonra sorun okumayı öğrenmekten çıkıp okumaya karşı olumsuz bir tutuma dönüşür.

Her gün çocuğun seviyesine uygun kısa çalışmalar yapmak, zaman zaman uzun ve yorucu çalışmalar yapmaktan daha yararlı olabilir.

Çocuğun seviyesine uygun metin seçmek çok önemli

Bazen çocuğun önüne seviyesinin üzerinde bir metin konulduğunu görüyorum.

Çocuk daha kısa kelimeleri yeni yeni birleştirirken uzun kelimeler ve uzun cümlelerle dolu bir metni okutmaya çalışırsanız doğal olarak zorlanacaktır.

Bu da veliye:

“Benim çocuğum okuyamıyor.”

düşüncesini verebilir.

Oysa belki de sorun çocukta değil, kullanılan materyaldedir.

Başlangıçta başarabileceği çalışmalarla ilerlemek önemlidir.

Çocuk okuyabildiğini gördükçe özgüveni artar. Özgüveni arttıkça okumaya daha istekli yaklaşır.

Çocuk okuduğunu anlamıyorsa gerçekten okuyor mudur?

Ben okuma çalışmalarında yalnızca hızla ilgilenmiyorum.

Çocuk bir metni hızlı okuyabilir. Ama sonunda:

“Burada ne anlatılıyor?”

diye sorduğunuzda cevap veremiyorsa üzerinde çalışılması gereken başka bir alan vardır.

Bu nedenle kısa bir metinden sonra çocuğa basit sorular sorabilirsiniz:

“Kimden bahsediyor?”

“Nereye gitmiş?”

“Sence bunu neden yapmış?”

“Sen olsaydın ne yapardın?”

Bunlar çocuğa sınav yapmak için sorulmamalıdır. Amaç, okuduğu metnin anlamını takip edip etmediğini görmektir.

Çünkü bizim asıl hedefimiz çocuğun yalnızca seslendirmesi değil, anlayarak okumasıdır.

Evde anne ve babalar ne yapabilir?

Evde yapılabilecek en önemli şeylerden biri okumayı sürekli bir sınava dönüştürmemektir.

Çocuğunuzla birlikte kitap okuyabilirsiniz. Bir bölümü siz, kısa bir bölümü çocuk okuyabilir. Resimler hakkında konuşabilirsiniz. Hikâyenin devamında ne olacağını tahmin etmesini isteyebilirsiniz.

Çocuğun yaptığı her hatayı anında düzeltmek de her zaman gerekli değildir.

Bazen birkaç saniye beklemek gerekir.

Çocuk kendi hatasını fark edip düzeltebilir.

Öğretmenlikte yıllar içerisinde öğrendiğim önemli şeylerden biri şudur:

Çocuğa düşünmesi için zaman vermek de öğretimin bir parçasıdır.

Biz yetişkinler cevabı bildiğimiz için birkaç saniye bize çok uzun gelir. Çocuğun zihninde ise o sırada ciddi bir işlem gerçekleşiyor olabilir.

“Yapamıyorsun” yerine “Henüz yapamıyorsun”

Kelimeler çocukların öğrenmeye bakışını düşündüğümüzden daha fazla etkiler.

“Sen okumayı öğrenemedin.”

yerine,

“Bazı kelimelerde hâlâ zorlanıyorsun, biraz daha çalışacağız.”

demek arasında büyük fark vardır.

Çocuğun yaşadığı güçlüğü yok saymamalıyız. Ama bunu çocuğun değişmez bir özelliği hâline de getirmemeliyiz.

Çocuk kendisini:

“Ben okuyamayan biriyim.”

diye tanımlamaya başladığında işimiz daha zorlaşır.

Ne zaman destek almak gerekir?

Burada kesin bir tarih vermeyi doğru bulmuyorum.

“Ocak ayında okuyamıyorsa problem vardır” veya “Şubat ayına kadar bekleyin” gibi bütün çocuklara uygulanabilecek bir kural olduğunu düşünmüyorum.

Bunun yerine çocuğun gelişimine bakmak gerekir.

Düzenli çalışmaya rağmen uzun süre ilerleme görülmüyorsa, sesleri öğrenmekte belirgin biçimde zorlanıyorsa, öğrendiği sesleri sürekli unutuyorsa, sesleri birleştiremiyorsa veya okuma çalışmaları çocuk için giderek daha büyük bir sıkıntıya dönüşüyorsa önce sınıf öğretmeniyle ayrıntılı biçimde görüşmek gerekir.

Öğretmenin gözlemleri burada çok değerlidir.

Gerektiğinde çocuğun ihtiyacına göre uygun uzmanlardan değerlendirme ve destek alınması da düşünülebilir. Özel ders veya ek akademik çalışma ise her güçlüğün tek çözümü olarak görülmemelidir.

Özel ders okumayı öğrenemeyen çocuğa yardımcı olur mu?

Doğru planlandığında bire bir çalışmanın önemli bir avantajı vardır:

Çocuk kendi hızında ilerleyebilir.

Sınıfta öğretmen birçok öğrencinin öğrenme sürecini aynı anda yönetmek zorundadır. Bire bir çalışmada ise bütün dikkatimizi tek bir öğrencinin ne yaptığına ve neden zorlandığına verebiliriz.

Ancak burada da yalnızca daha fazla okuma yaptırmak çözüm değildir.

Önce şu sorunun cevabını bulmak gerekir:

Çocuk nerede takılıyor?

Sesi tanımakta mı?

Sesleri birleştirmekte mi?

Hece oluşturmakta mı?

Kelimeyi bütün olarak okumakta mı?

Dikkatini sürdürmekte mi?

Yoksa okuyor ama okuduğunu anlamakta mı?

Bunların her biri farklı bir çalışma gerektirir.

35 yıllık öğretmenlikten sonra benim için en önemli ölçü

Birinci sınıfta velinin doğal olarak en çok görmek istediği şey çocuğunun okumaya geçmesidir.

Bunu çok iyi anlıyorum.

Ancak yıllar içerisinde şunu defalarca gördüm: İlk okumaya geçen çocukların ilerleyen yıllarda mutlaka en başarılı öğrenciler olacağı gibi bir kural yoktur.

Çocuğun eğitim hayatı uzun bir yolculuktur.

Birinci sınıfta kazanmasını istediğimiz yalnızca okuma-yazma değildir. Çocuğun;

“Ben öğrenebilirim.”

duygusunu da kazanmasını isteriz.

Bu nedenle okumayı öğrenirken biraz daha fazla zamana ihtiyaç duyan bir çocuğa verebileceğimiz en önemli şeylerden biri sabırdır.

Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

Çocuğu gözlemlemek, nerede zorlandığını anlamak, doğru çalışmayı yapmak ve ona öğrenmesi için gereken zamanı vermektir.

Çocuğunuz okumayı öğrenmekte zorlanıyorsa

Çocuğunuzu başka çocuklarla karşılaştırmadan önce nerede zorlandığını anlamaya çalışın. Sınıf öğretmeniyle görüşün, evde kısa ve düzenli çalışmalar yapın ve ilerlemesini kendi gelişimi üzerinden takip edin.

Ankara’da 1. sınıf öğrencilerine yönelik ilk okuma-yazma, akıcı okuma ve okuduğunu anlama çalışmalarında bire bir eğitim desteği veriyorum.

35 yıllık sınıf öğretmenliği deneyimimle önceliğim, hemen özel derse başlamak değil; önce öğrencinin durumunu ve gerçekten hangi alanda desteğe ihtiyaç duyduğunu anlamaktır.

Çocuğunuzun okuma süreciyle ilgili konuşmak isterseniz ön görüşme için iletişime geçebilirsiniz.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir